24.11.2020, Salı 11:51 0 Yorum | 151 Görüntülenme

#Boşanma|

 

#Boşanma|

BELGE NO: 3

KAVRAMLAR

:

#Aile Konutu|  #Alacak Davası|  #Alacak Hakkı|  #Anlaşmalı Boşanma|  #Belirsiz Alacak|  #BoşanmaDeğer Artış Payı|  #Derhal Uygulanırlık|  #Derhal Yürürlüğe Girme|  #Edinilmiş Mal|  #Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde, Tasfiyeyi Ve Katılma Alacağını Talep Hakkına İlişkin Zamanaşımı Süreleri|  #Eşler Arasındaki Mal Rejiminin Tasfiyesi, Tazminat, Nafaka Ve Soyadı|  #Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Hakları|  #Evliliğin İptali|  #Hukuki Yarar|  #Islah|  #Katılma Alacağı|  #Katkı Payı|  #Kısmi Dava|  #Maddi Ve Manevi Tazminat|  #Mal Rejimi|  #Manevi Tazminat|  #Nafaka|  #Tazminat Ve Nafaka|  #Tespit Davası|  #Usul Ekonomisi|  #Usul Kurallarının Zaman Bakımından Uygulanmasında Derhal Uygulanırlık Kuralı|  #Yargı Yolu|  #Yasal Mal Rejimi|  #Zaman Bakımından Uygulanma|  #Zamanaşımı|

HUKUKİ TARTIŞMA

:

#1086 sayılı humk'nun yürürlükte olduğu dönemde fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak açılan ve aynı yasa döneminde ıslah edilen davada, 6100 sayılı hmk'nun belirsiz alacak davasına ilişkin 107. Maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı; buradan varılacak sonuca göre eşler arasındaki katılma alacağına ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin kaç yıl olduğu|

İLGİLİ MEVZUAT

:

#1086.s.|Hukuk Usulü Muhakemeleri.K.|m.448|

GÖREV

:

Aile Mahkemesi

İLGİLİ İÇTİHATLAR

:

Hukuk Genel Kurulu 2013/8-1013 E. , 2013/816 K.

AÇIKLAMALAR

:

#NUMARASI : 2012/1193-2012/1141 "Taraflar arasındaki "katılma alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Aile " Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 22.12.2011 gün ve 2011/1469 E., 2011/1782 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 08.05.2012 gün ve 2012/2002 E., 2012/3979 K. sayılı ilamı ile;

Davacı H.A. vekili, vekil edeninin ziynet eşyalarının satışından elde ettiği gelirle katkısı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak hakkı bulunduğunu açıklayarak dava dilekçesinde yazılı bulunan gerek davalı adına gerekse davacının hissedarı olduğu şirkete ait malvarlığı üzerinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 1.000 TL katılma alacağının yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, alınan bilirkişi raporu sonrasında harcını da yatırdığı 24.2.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile isteğini 230.500 TL'ye yükseltmiştir.

Davalı H.H. A. vekili, tarafların birlikte oldukları dönemde herhangi bir malvarlığı edinilmediğini, dava konusu tüm malların tarafların ayrı oldukları 2004 yılından sonra edinildiğini, davacının hiçbir katkıda bulunmadığını, ziynetlerinin ise davacının babası tarafından davacıdan alındığını açıklamış, ıslah dilekçesinin 7.3.2011 tarihinde tebliği üzerine de 11.3.2011 tarihli dilekçesi ile, ıslah edilen kısım için 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Taraflar 21.8.2000 tarihinde evlenmiş, 9.1.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 3.7.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden (4722 s K.m. 10) 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM. nin 170. m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar (4721 sayılı TMK.nun 225/2. m) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4721 sayılı TMK.nun 202.m).

Dava konusu malvarlığı değerlerinden ... ada ...parselde bulunan 8 ve 9 nolu dükkanlar 6.12.2006, ..ada .. parselde ..nolu mesken 1.6.2006, işyeri niteliğindeki 42228 ada 14 parsel ise 9.5.2006 tarihlerinde alınarak davalı adına tapuda tescil edilmişlerdir. Yine davalının 6300/12000 hissedarı olduğu O.Prefabrik İnşaat Metal Turizm Oto Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı bulunan ...plakalı araç 24.6.2008, ... plakalı araç 29.3.2009, ... plakalı araç 26.5.2005, .. plakalı araç 6.12.2007, ..plakalı araç 16.7.2008, .. plakalı araç 13.11.2006, .. plakalı araç ise, 29.6.2007 tarihinde trafikte tescil edilmişlerdir. Olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise HMK.nun 25, 26, 31 ve 33. maddeleri (1086 sayılı HUMK.nun 74, 75 ve 76. maddeler) gereğince, Hakime aittir. Gerek davalı gerek davalının hissedarı olduğu şirket adına kayıtlı dava konusu malların edinme tarihleri itibarıyla taraflar arasında fiilen ayrılığın bulunduğu 2004 yılından sonra edinildikleri ve davacının isteğinin ziynetlerle katkı bakımından değer artış payı alacağı, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteği bakımından katılma alacağı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

Dosya kapsamı, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları karşısında evlilik birliği içinde 1.1.2002 sonrası edinilmeleri sebebiyle edinilmiş mal oldukları anlaşılan dava konusu malvarlığının usule uygun şekilde belirlenen karar tarihine en yakın değerler gözönünde bulundurularak TMK’nun 219, 231, 235 ve 236.maddelerine göre usul ve yasaya uygun şekilde katılma alacağının belirlenmiş olduğu görülmektedir. Diğer yandan katılma alacağı, yasadan kaynaklanan şahsi alacak hakkı niteliğinde olması ve talep edilebilmesi için davacının herhangi bir katkıda bulunması gerekmemesi sebebiyle tarafların fiilen ayrı olmaları talep hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Davalı vekilinin bu hususa yönelen temyiz itirazları yerinde değildir.

itirazlarına gelince; mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan değerlendirmede açılan davanın HMK.nun 107.maddesinde yazılı belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu kabul edilerek zamanaşımı def’i reddedilmiş ve yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Tarafların boşanmalarına ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği 3.7.2009 tarihinden talebin ıslah edildiği 24.2.2011 tarihleri arasında 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalının ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğu ihtilafsızdır. Uyuşmazlık, davacının talebinin HMK’nun 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak isteği olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin 1 yıl olarak uygulanıp uygulanamayacağı konularında toplanmaktadır.

madde gerekçesinde de açıklandığı gibi HMK’nun 107.maddesi ile gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukuki korumanın önüne geçilerek etkin hukuki koruma sağlanabilmesi, miktar veya değeri belirsiz bir alacak için açılacak davalarda bir takım sınırlamalar getirilerek yeni talep ve davalara yol açılmaması, usul ekonomisi nedenleri ile HUMK’nda yer almayan belirsiz alacak ve tespit davası hukukumuzdaki yerini almıştır. Alacaklının bu davayı açabilmesi için dava açacağı miktar veya değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı veya objektif olarak imkansız olmalıdır. Aksi halde hukuki yarar, tespit davası ve kısmi dava ile ilgili düzenlemeler gözetilecektir. Diğer yandan belirsiz alacak davası veya tesbit davası açılması durumunda alacaklı, tüm miktarı belirtmese bile davanın başında hukuki ilişkiyi somut olarak belirtecek ve tespit edebildiği ölçüde asgari miktarı gösterecektir. Bu davalarda miktar veya değerin tespit edildiği anda da alacaklının iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeden talebini bir sefere mahsus artırma imkanı bulunmaktadır. Sonraki artırmalar ise davacının ihmalinden kaynaklanacağı için iddianın genişletilmesi yasağı ile karşılaşacaktır. Diğer yandan HMK’nun 448.maddesinde “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır”, Geçici 1.maddede ise “Bu kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz” yazılıdır. Bu açıklamalar karşısında eldeki davanın karara bağlandığı tarihte 6100 sayılı HMK yürürlüğe girmiştir. HMK.nun 448 ve Geçici 1.maddesi gereği HMK hükümleri eldeki davada uygulanacaktır. Ancak bu uygulamada tamamlanmış işlemlerin etkilenmemesi gözetilecektir. Dava açılırken HMK yürürlükte olmadığına, dolayısı ile belirsiz alacak davasından sözedilemeyeceğine, davacı tarafça dava dilekçesindeki miktar ıslah edilerek artırıldığına göre artık bu işlemlerin tamamlanmasından sonra yürürlüğe giren HMK.nun 107.maddesi gereği davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilme imkanı bulunmamaktadır. Bilirkişi incelemesi sonunda davacının muhtemel katılma alacağı miktarı belirlenmiş olup bu tarihte HMK yürürlükte değildir. Bu miktara göre davacı ıslah isteğinde bulunmuş olup bu tarihte de henüz HMK yürürlüğe girmemiştir. Bu işlemlerin tamamlanmış işlemler olduğu hususunda da duraksamamak gerekir. 1 Ekimden önce açılan ve devam eden eldeki davada 1 Ekim 2011’den sonra yeni bir işlem de yapılmamıştır. Yeni HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına ilişkin hükümlerin davamızda uygulanma imkanı yoktur. 1 Ekim 2011'den sonra temyiz incelemesi sonunda bozulan hükme yerel mahkeme uyarsa yeniden yapılacak tahkikatta yeni işlemler HMK.na tabi olmakla birlikte eldeki davada bozma ilamı tarihi de 1.10.2011 tarihi öncesinde olup bu yönden de HMK hükümlerinin uygulanamayacağı açıktır. Mahkemece davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi doğru değildir.

Diğer taraftan, 743 sayılı TKM.nin yürürlükte bulunduğu dönemde mal ayrılığı rejimi söz konusu idi. Mal ayrılığı rejimi için 743 sayılı TKM. de mal rejimi konusunda herhangi bir zamanaşımı süresi

öngörülmemişti. Ancak, 743 sayılı TKM.nun Borçların Umumi Kaideleri başlığını taşıyan 5. (4721 sayılı TMK. m.5) maddesinde, “Akitlerin in’ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında anılan madde gereğince BK’nun zamanaşımına ilişkin uygun düşen hükmünün mal rejimleri konusunda da uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu durum karşısında, TKM.nin 5. maddesinin yollamasıyla mal ayrılığı rejimi dönemi bakımından BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygun düşmektedir. BK. nun 125. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava 10 senelik mürur zamana tabidir”, denilmiştir. madde metninde sözü edilen “her dava” sözcüğü her alacak olarak değerlendirilmektedir.

Aynı Kanunun 132/1-3 nolu bendinde ise, “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez” hükmüne yer verilmiştir.

4721 sayılı TMK.nunda ise, zamanaşımına ilişkin hüküm yer almaktadır. Anılan Kanunun 178. maddesinde; “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmiştir. maddenin birinci bölümünden de açıkça anlaşılacağı üzere “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları...” denilmektedir. Bu hükmün sadece boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminat ile benzeri hakları kapsadığını söylemek güçtür. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları ibaresinin aynı zamanda edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payını da kapsadığı düşünülmektedir. Hali hazırda Daire uygulaması bu yöndedir. 743 sayılı TKM.nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde katkı payı alacağına yönelik tüm davalar sözleşme olsun veya olmasın 743 sayılı TKM.nin (4721 sayılı TMK.nun) 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. TMK’nun 225/1. maddesi uyarınca mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ermiş (ki başka bir mal rejiminin kabulü halinde sözleşme söz konusu olur) ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde de 4721 sayılı TMK.nun 5. maddesinin yollamasıyla BK. nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır. 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında mal rejimi konusunda yapılmış bir sözleşme söz konusu ise, yine 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. TMK.nun 225/2. fıkrasında; “Mahkemece evliliğin (…) boşanma sebebiyle sona ermesi…” halinde katılma alacağı bakımından TMK.nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımının uygulanacağı Dairece kabul edilmektedir. Daha önce mal rejimine ilişkin davaların görüldüğü Yüksek Yargıtay 2. Hukuk Dairesinde de; 4721 sayılı TMK.nun 231. maddesine dayalı katılma alacağı konusundaki kararlar oyçokluğuyla verilmiştir. Çoğunluk; TMK.nun 5. maddesi yollamasıyla bu mal rejiminde BK.nun 125. maddesinde yer alan 10 yıllık, azınlık ise; TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını benimsemiştir (2.H.D. 05.02.2007 T. ve 9383/1228 E/K).

Mal rejimleri konusunda on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerektiği görüşünü savunanlar; TMK.nun 178. maddesinin TMK.nun boşanma kısmında yer aldığı, bu nedenle sadece boşanmanın eki niteliğinde bulunan davalar hakkında uygulanması gerektiği, mal rejimleri konusunda uygulanmasının mümkün olmadığı, maddenin kanunda yer alış biçiminin de buna engel olduğu gerekçesine dayanmaktadırlar. Kanun sistematiğine göre gerçekten TMK.nun 178. maddesi boşanma kısmında yer almaktadır. Ne var ki, TMK.nun 158 ve 179. maddeleri de aynı bölümde yer almakta olup, TMK.nun 158/2. fıkrasında; “Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır”, Mal Rejiminin Tasfiyesi başlığını taşıyan 179. maddesinde de, “mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır” denilmektedir.

O taktirde bu maddelerin yer alış biçimine hangi gerekçe gösterilmelidir. Buna benzer bir çok hüküm bulmak mümkündür. O halde, bu gerekçe tek başına on yıllık zamanaşımının uygulanmasının gerekçesi olamaz. Ancak, tali bir gerekçe olarak değerlendirilebilir. Bundan ayrı, istek sahibi için çok zorunlu ve yaşamsal bir değer taşıyan, aynı zamanda boşanmanın fer'i niteliğinde olan nafaka, maddi ve manevi tazminat davaları ve benzerleri bakımından daha kısa süre olan bir yıllık, mal rejimi bakımından ise oldukça uzun bir süre sayılan on yıllık zamanaşımının kabulünün bir çelişki oluşturacağı açıktır.

Yargıtay ve Daire uygulaması gereğince uygulanması gereken zamanaşımı süresi boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Bugünkü koşullarda bir boşanma davasının temyiz süreci de dahil en az 4-6 yıl sürdüğü bilinmektedir. Kesinleşmeden itibaren on yıllık sürenin son yılı ya da gününde mal rejimine ilişkin davanın açıldığı da göz önünde tutulduğunda sosyal problemin asgari 15 –20 yıla taşınacağı da bir gerçektir. Bir yıllık zamanaşımı süresinin çok kısa olduğu ancak, on yıllık zamanaşımı süresinin ise çok uzun olduğu ve sosyal problemi uzun süre ayakta tuttuğu ve başka sosyal problemlere de yol açtığı ya da açacağı göz ardı edilemez.

Mal rejimine ilişkin zamanaşımı konusunda doktrinde de tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşünü benimseyenler; farklı açılardan olayı değerlendirmekle birlikte on yıllık zamanaşımının uygulanacağını savunmaktadırlar. Azınlık ise; olayda bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini ileri sürmekteler. Yani TMK.nun 178. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını ileri sürenler iki gerekçeye dayanmaktadırlar. Birincisi sözü edilen madde TMK.nun mal rejimleri bölümünde değil, kanunun sistematiği açısından TMK.nun boşanma kısmında yer almaktadır. İkincisi ise, TMK.nun 178. maddesi boşanmanın eki niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminatlarla ilgili olup bunlar hakkında uygulanır. Mal rejimine ilişkin davalar ise boşanmanın eki (fer'i) niteliğinde davalar olmadığını söylemekteler. Konunun çok tartışmalı olduğu ve henüz bir birlikteliğin gerek doktrinde ve gerekse uygulamada sağlanamadığı görülmektedir.

Bundan ayrı, davacı tarafın isteğini 1.000 TL'den 230.500 TL'ye ıslah ile yükseltmesi üzerine davalı taraf süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Davacı, dava dilekçesinde, harca esas değeri 1.000 TL olarak göstererek alacağın sadece bir bölümünü dava etmiş, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş ve daha sonra ıslahla alacak miktarını 230.500 TL olarak arttırmıştır. Böyle bir durumda zamanaşımı; alacağın, ancak dava dilekçesine konu edilen ve harçlandırılan 1.000 TL'lik bölümü hakkında kesilmiş olur. Dava dilekçesinde belirtilen harca esas değer dışında kalan alacak miktarı bakımından, diğer bir ifade ile dava dışı kalan 229.500 TL alacak bölümü açısından yapılan ıslah tarihine kadar zamanaşımı işlemeye devam eder. Taraflar arasında görülen boşanma davasının kesinleştiği 3.7.2009 tarihinden ıslah tarihi olan 24.2.2011 tarihine kadar TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş bulunduğuna ve davalı taraf ıslah dilekçesi ile artırılan katılma alacağı miktarı bakımından süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğuna göre, davacının dava konusu ettiği tüm mal varlığına ilişkin toplam katılma alacağı miktarı ne olursa olsun görülmekte olan dava nedeniyle sadece 1.000 TL katılma alacağı alabilecek olması karşısında mahkemece ıslahla artırılan 229.500 TL miktar bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu kısım bakımından da yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde bulunmaktadır …)

Dava, katılma alacağı istemine ilişkindir.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle incelenmesi gereken hukuki kurumun, belirsiz alacak davası mı yoksa zamanaşımı mı olduğu hususu ön sorun olarak tartışılmış; yapılan görüşmeler sonunda, öncelikle davanın niteliğinin belirlenmesi gerektiği dolaysıyla belirsiz alacak davası kurumunun öncelikle görüşülmesi gerektiği oyçokluğuyla kabul edilerek ön sorun aşılmış ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; 1086 sayılı HUMK'nun yürürlükte olduğu dönemde fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak açılan ve aynı yasa döneminde ıslah edilen eldeki davada, 6100 sayılı HMK'nun belirsiz alacak davasına ilişkin 107. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı; buradan varılacak sonuca göre eşler arasındaki katılma alacağına ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin kaç yıl olduğu noktalarında toplanmaktadır.

öncelikle somut uyuşmazlığa hangi yasa hükmünün uygulanacağının tespiti gerekmektedir.

Usul hukuku alanında geçerli temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise, bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır.

Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır.

dava; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp, tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü, usule ilişkin kanunlar -tersine bir kural benimsenmediği takdirde-genel olarak hemen etkili olup, uygulanırlar (Üstündağ, Saim:Medeni Yarğılama Hukuku, Cilt:I-II, 6.Bası, İstanbul 1997, sahife:73-78; Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet:Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11.Bası, Ankara 2011, sahife:61-66;YİBK.'nun 8.7.1942 gün ve E:13, K:19;Hukuk Genel Kurulu'nun 23.9.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.3.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1- 825, K:1988/964; 22.02.2012 gün ve E:2011/2-723, K:2012/87 sayılı ilamları).

Bu genel açıklamalardan sonra, zaman bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun ilgili hükmüne de değinmek gerekir:

HMK'nun “Zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448.maddesi;

1)Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.”

Hükmünü içermektedir.

Bu madde hükmüne göre, usul hükümleri kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır (Pekcanıtez/Atalay/Özekes:a.g.e., s.62).

Bundan sonra, “katılma alacağı” ile “zamanaşımı” na ilişkin açıklamalarda bulunmak gerekmektedir.

Katılma alacağı, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK) ile kabul edilen “edinilmiş mallara katılma” rejimine ilişkin bir kavram olup, TMK’nın 231 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na bakıldığında, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağına özgü olarak bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bu durum, edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağına uygulanacak zamanaşımı konusunda tartışmalara neden olmuştur (Kılıçoğlu, Ahmet: “Katılma Alacağında Zamanaşımı”, Fırat Öztan’a Armağan, C. I, Ankara 2010, s. 1289; Acar, Faruk: Aile Konutu, Mal Rejimleri, Eşin Yasal Miras Payı, 3.B, Seçkin Yayınevi, Anaka 2012, s. 275; Sonsuzoğlu, Elif: Medeni Kanun’da Mal Rejimi Düzenlemeleri ve Vergi Hukukundaki Etkileri, Legal Yayıncılık, İstanbul 2006, s. 50; Özuğur, Ali İhsan: Mal Rejimleri, 5. B. , Seçkin Yayınevi, Ankara 2008, s. 82).

öğretide, mal rejimlerinden doğan davaların boşanmanın fer’î olmadığı kabul edilmekle birlikte; mal rejiminin tasfiyesinin aile hukukunun bir parçası olduğu, bu nedenle katılma alacağı davalarında, zamanaşımı süresinin TMK. m. 178’e göre belirlenmesinin isabetli olacağı savunulmaktadır(Acar, age., s. 284; Özuğur, age., s. 82).

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu sistematiği incelendiğinde; 178. maddenin, Kanunun “İkinci Kitap, Birinci Kısım, İkinci Bölüm-Boşanma” düzenlemesi içinde, “Boşanmada tazminat ve nafaka” kenar başlığı altında yer aldığı görülür. Oysa katılma alacağı aynı Kanun’un, “İkinci Kitap, Birinci Kısım, Dördüncü Bölüm- Eşler Arasındaki Mal Rejimi” düzenlemesi kapsamında(TMK m. 231 vd.) yer almaktadır. Bu nedenle, mal rejiminin boşanma nedeniyle sona ermesi halindeki zamanaşımı süresini, salt TMK. m. 178’deki “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları” ifadesine dayandırmak kanun koyucunun amacına uygun düşmemektedir. Zira, kanun koyucu mal rejimleri için ayrı ve özel bir zamanaşımı süresi öngörmek isteseydi, bunu ayrıca düzenler ve salt boşanma ile sınırlı olarak değil de mal rejiminin diğer sona erme halleri için de öngörürdü(Kılıçoğlu, age., s. 1292).

katılma alacağında zamanaşımı süresinin TMK m. 178 uyarınca belirlenmesine imkân bulunmamaktadır.

Katılma alacağı Kanundan doğan bir (parasal) alacak hakkı olup, doğumuyla birlikte temlik edilebilir, haczedilebilir ve rehnedilebilir(Akıntürk, Turgut/Ateş Karaman, Derya: Türk Medeni Hukuku: Aile Hukuku, C. 2, 14. B., Beta Yayınevi, İstanbul 2012, s. 174; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2. B, Seçkin Yayınevi, Ankara 2008, s. 234; Yetik, Nurten: Boşanma, Anlaşmalı Boşanma ve Mal Rejimleri, 3. B, Bilge Yayınevi, Ankara 2008, s. 128; Kırmızı, Mustafa: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Aile Konutu, Yargın Hukuk Yayınları, İstanbul 2012, s. 245) (Gümüş, Mustafa Alper: Teori ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümleri ve Mal Rejimleri, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2008, s. 380).

Katılma alacağının bu niteliği nedeniyle, TMK m. 5 yollaması ile Borçlar Kanunu genel hükümlerinin bu alacak bakımından da uygulanacağı açıktır(Şıpka, Şükran: “Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde, Tasfiyeyi ve Katılma Alacağını Talep Hakkına İlişkin Zamanaşımı Süreleri”, Bilge Öztan’a Armağan, Turhan Kitabevi, Ankara 2008, s. 843)

6098 sayılı TBK. m. 146 maddesinde “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir” düzenlemesi yer almakta olup, katılma alacağında zamanaşımı süresi TBK m. 146 (mülga 818 sayılı BK m. 125) uyarınca on(10) yıl olarak uygulanmalıdır (Dural/Öğüz/Gümüş, age.,s. 391; Şıpka, age.,s. 846; Kılıçoğlu, age.,s. 1294).

aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 gün ve 2013/8-375 E., 2013/520 K. sayılı ilamında da vurgulanmıştır.

mal rejiminin “boşanma” dışındaki sebeplerle sona ermesi halinde, katılma alacağında zamanaşımı süresinin 6098 sayılı TBK m. 146 (mülga 818 sayılı BK m. 125) uyarınca on yıl olacağı genel kabul gören bir husustur(Anıl, Yaşar Şahin/Taner, Yonca: Eşler Arasındaki Mal Rejimleri, Legal Kitabevi, İstanbul 2011, s. 191-193; Dural/Öğüz/Gümüş, s. 391).

Eldeki olayda; tarafların 21.08.2000 tarihinde evlendikleri, uyuşmazlığın katılma alacağına ilişkin bulunduğu, 09.01.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulle sonuçlandığı ve boşanma hükmünün 03.07.2009 tarihinde kesinleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, ıslah tarihi olan 24.02.2011 tarihi itibariyle Kanunda öngörülen (6098 sayılı TBK m. 146; mülga 818 sayılı BK m. 125) on yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği kabul edilmelidir.

yerel mahkemenin, eldeki katılma alacağı davasının belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, belirsiz alacak davalarında zamanaşımının işlemediği yönündeki direnme kararı yerinde değilse de; yukarıda ayrıntısıyla açıklanan şekilde katılma alacağında zamanaşımı süresinin 6098 sayılı TBK 146. maddesi (mülga 818 sayılı BK m. 125) uyarınca on(10) yıl olarak uygulanması gerektiğinden direnme kararının belirtilen değişik gerekçe ile oybirliğiyle onanması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan değişik gerekçelerle ve nedenlerle, direnme sonucu itibariyle uygun bulunduğundan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. HUKUK DAİRESİ’NE GÖNDERİLMESİNE 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1.maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.||

Av. Halil ÖZYOLCU - Çukurambar, 1463. Cadde, No: 4/7, Çankaya/ANKARA – Tel: 312.2846063         Belge No: 3

Yorum yapabilmek için Giriş yap ya da Kayıt ol.

SON EKLENENLER

#Cismani Zarar|

#Cismani Zarar|

07.12.2020

BİZİ TAKİP EDİN

Twitter

Facebook

POPÜLER HABERLER